3 Kasım 2026 Salı Ankara 11°C Yağmurlu
SON DAKİKA
Özcan Kartal Özcan KartalYazar-Tüm yazıları ›
KÖŞE YAZISI

ÇAĞDAŞ DEVLETİN ÖLÇÜSÜ VE ÇÜRÜME

3 dk okuma
ÇAĞDAŞ DEVLETİN ÖLÇÜSÜ VE ÇÜRÜME


Toplumsal yaşamın en büyük çıkmazı, insanın kendi elleriyle ördüğü zihinsel prangalarda gizlidir. Özgürlüğün kapısı herkese ardına kadar açık olsa da, ne yazık ki bazıları bu eşikte kalmayı ve kendisine hükmedecek yeni efendiler aramayı seçer. Öyle ki, insanın maruz kaldığı en ağır esaret, özgürlükten kaçıp kendi celladına sığınmasıdır. Gerçek özgürlük ise zihindeki efendiyi tahtından indirmeye cesaret edildiği gün başlar.


Düşünceyi Zincirlemek ve Dogmalar


Bugün dünyanın tüm kütüphaneleri avucumuzun içindeyken, bilgiye ulaşmak bir dokunuş kadar yakınken, hâlâ başkalarının söylediklerine inanıyor ve gerçeği aramak yerine bize anlatılan hikâyelerle yetiniyoruz. İnsanın önündeki en büyük engel bilgi eksikliği değil, düşünme cesareti eksikliği; bilginin doğruluğunu araştırmak ise yalnızca kaynakları sorgulamak değil, kendi önyargılarımızla yüzleşmektir.

Bu gerçeği asırlar önce Sokrates, "Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez" sözüyle özetlemişken; Spinoza da aklın özgürleşme mücadelesini "İnsanlar özgür doğarlar ve her yerde zincire vurulmuşlardır" tespitiyle ve dogmaların yıkılması gerektiğini vurgulayarak savunmuştur. Bir halkın zihni dogmalarla köreltildiğinde, şarlatanlar kendiliğinden ortaya çıkar. Unutulmamalıdır ki, bir toplumu zincire vurmak için önce bileklerini değil, düşüncelerini bağlamak gerekir. İnsan bilmediğini öğrenebilir ama bildiğini sanan cahile gerçeği anlatmak zordur; çünkü gerçeği reddetse de gerçek insanın reddiyle değişmez.

Bilgi ile ahlaki duruşun bütünlüğüne dikkat çeken İmam Gazali, "İlim amelsiz delalet, amel ilimsiz riyadır" diyerek konunun hayatiyetine işaret etmiştir. Tarihte din ve vicdan kisvesi altında toplumları tahakküm altına almak isteyen skolastik zihniyetler ise her dönem adalet duygusunu yok etmiştir. Bilimin yol göstericiliğini reddeden bir devlet akıl tutulması yaşar.


Siyasetin Masalları ve Liyakat


İktidarlar halkın sorunlarını çözemediğinde, topluma bir gelecek masalı anlatarak "Az kaldı", "şahlanacağız", "uçacağız" derler. Kendisini yoksullaştırandan kurtuluş bekleyen bir toplum, yalnızca yöneticilerin değil, kendi sorgulamayan zihninin de tutsağıdır. En tehlikeli siyasal yalan, insanın her defasında gerçekleşmemesine rağmen yeniden inanmak istediği yalandır.

Siyasette koltuk veya makam transfer edilebilir; ancak seçmen, halkın rızası ve iradesi transfer edilemez. Halkın rızası yoksa makam gelir ama ne oy gelir ne de gerçek bir büyüme yaşanır. Kimse kendi doğrusunu veya inancını başkasının hayatına zorla hükmetmenin gerekçesi yapamaz; insanlık başkasına hükmetme hastalığından kurtulmadıkça özgürleşemeyecektir. Tarih, Roma İmparatorluğu'nun son dönemindeki liyakatsizlik ve yozlaşma örnekleriyle doludur; günümüzün popülist politikalarında da görüldüğü üzere, halkın anlayışıyla günübirlik argümanlara mahkûm edildiği o karanlık dönem, kurumların içini boşaltmanın ve adaleti kişiselleştirmenin kaçınılmaz sonunu göstermiştir.


Çağdaş Devletin Ölçüsü ve Çürümenin Bedeli


En iyi yönetim biçimi yöneticiyi kutsayan değil; insanı, hukuku ve özgürlüğü kutsayan; halkın seçtiği, hukukun sınırladığı, bilimin yön verdiği ve iktidarın hesap verdiği yönetimdir. Bir ülkeyi tek akıl yönetiyorsa orada özgürlük yaşayamaz; modern devletin gerçek ölçüsü yurttaşın iktidar karşısında ne kadar özgür olduğudur.

Bu vizyonun en büyük temellerinden birini atan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, cehaletle ve dogmatizmle mücadelenin hayatiyetini şu veciz sözüyle vurgulamıştır: "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir."

Buna karşılık, bir ülke gelecek kuşakların hakkını bugünün çıkarlarına feda ederek tükenir. Madenleri, fabrikaları ve köprüleri satarak geleceği inşa ettiğini sananlar, aslında çocuklarının mirasını bugünün hesabına harcayanlardır; bugünün hesabını çocukların geleceğinden ödeyenler zenginlik üretmez, yoksulluğu miras bırakır. Yolsuzluğun normalleşmesi, hukukun kişilere göre uygulanması ve cehaletin güçlenmesi ise toplumsal çürümenin temel göstergeleridir.


Akıl ve Yurttaşlık


Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, halk özgürlüğün tadını aldıysa onu yeniden zincire vurmak kolay değildir. İnsanlar baskının ve din adına kurulan tahakkümün olduğu yerlerden kaçıp laik devletlere sığınıyorsa, bu tarihin verdiği en açık cevaptır. Teokrasinin çağı kapanmıştır; çağımızda dogma değil akıl, korku değil özgürlük, kulluk değil yurttaşlık geçerlidir.

Tarih bize göstermiştir ki; akıldan ve bilimden sapan devletler çökmeye, dogmalara teslim olan toplumlar esarete mahkûmdur. Gerçek kurtuluş, zihnimizdeki efendileri tahtından indirdiğimiz, hukuku üstün kıldığımız ve geleceğimizi sadaka kültürüne değil, akıl ve liyakate emanet ettiğimiz an başlayacaktır.


Hoşçakalın, dostça kalın, sevgilerimle...


Özcan kartal