Ankara

Ankara Araştırmacısı Uğur Kavas Ankara’yı anlatıyor: Başrolde olmayan başkent

Ankara’nın hafızasının izini süren Ankara araştırmacısı ve fotoğraf sanatçısı Uğur Kavas, başkentin sakladıklarını, kaybettiklerini ve dönüşümünü 24 Saat’e anlattı. Yıkım kültüründen silinen kent belleğine, arka planda kalan hikâyelerden sinemadaki görünmezliğe...

15 dk okuma 0
Paylas:

Ankara bazen susar. Bazen de sustuklarıyla konuşur. Hatta çoğu zaman, en çok sakladıklarıyla anlatır kendini. Yıllardır bu şehrin izini süren, fotoğraflarla, efemeralarla ve hikâyelerle Ankara’nın hafızasını diri tutan Ankara araştırmacısı ve fotoğraf sanatçısı Uğur Kavas’ın peşine düştüğü şey de tam olarak bu: Kaybolan, saklanan, yok edilen ve belki de bilerek unutturulan bir şehrin izi.

Kavas, Ankara’yı anlatırken yalnızca bir başkenti değil; bir mücadeleyi, bir dönüşümü ve çoğu zaman da bir kaybı tarif ediyor. Ona göre bu şehir, sadece neyi sakladığıyla değil, saklayamadıklarıyla da yüzleşmek zorunda bırakılmış bir şehir. Kavas, “Bu kent neyi saklarsa, yıkım canavarı onu bulup yok etmeye çalışıyor” derken, aslında Ankara’nın hafızasının nasıl parçalandığını da gözler önüne seriyor.

uğut kavas

Bir yandan Cumhuriyet’in kültürel mirasını omuzlarında taşıyan, diğer yandan yıllar içinde göçle, plansızlıkla ve dönüşüm adı altında yaşanan yıkımlarla başka bir şeye evrilen bir Ankara var karşımızda. Kavas’ın anlatısında bu çelişki çok net: Hem sarıp sarmalayan bir şehir hem de giderek yabancılaşan bir yer. Öyle ki, “fanatik Ankaralıyım” diyen birinin bile artık bu kentten gitmenin yollarını aradığı bir kırılmadan söz ediyoruz.

Onun arşivinde yalnızca fotoğraflar yok; bir dönemin zarafeti, felaketleri, gündelik hayatı ve kaybolan yüzleri var. 1957 selinden Ulus’taki uçak faciasına, eski Gençlik Parkı’ndan artık var olmayan kent simgelerine kadar Ankara, Kavas’ın hafızasında parçalı ama derin bir bütün olarak duruyor.

Ve belki de en önemlisi, Ankara’nın hikâyesinin tek bir yerde yazılmadığını hatırlatıyor bize. Merkezde değil, kenarda kalanlarda; büyük anlatılarda değil, arada sıkışıp kalan hikâyelerde… Çünkü Ankara, Kavas’ın deyimiyle biraz da bir “labirent”. İçinde kaybolmayı göze almayanın, çıkışı bulamayacağı bir labirent.

Ekran Resmi 2026 04 23 07.54.06

Uğur Kavas: “Bu şehir sakladığını bile koruyamıyor”

Uğur Kavas’a göre Ankara’nın en büyük meselesi, sakladıklarını bile koruyamaması:

“Yıllardır Ankara’yı izliyorum. Bu izleme son 25 yıldır, üzüntüyle, çaresizlik içinde bir izleme. Bu kadim kentin Cumhuriyet kazanımları, yıkım kültürünün kurbanı. Bu yıkım canavarının baş besleyicisi Cumhuriyet düşmanları, Cumhuriyet’in sağladıklarını içlerine sindiremeyen güçler ne yazık ki. Bu kent neyi saklarsa, yıkım canavarı o’nu bulup hemen yok etmeye çalışıyor. Sakladıklarını ortaya çıkarmaktan korkuyor bile. Saklamadıkları, ortada olanlar ise, yıkım canavarı için kolay av. Kentin, sakladığı hazinelerin de ortaya çıkmayı bekleyen neler neler var kim bilir. Benim gibi amatör araştırmacılar bu hazinelerin izini sürüyor. Bazen bu iz sessizce devam ederken, bazen de gün yüzüne çıkıp, yayına dönüşüyor. Ben biraz şanslıyım, şartları zorlayarak yayın haline dönüştürüyorum. Tarih iyiyi de, kötüyü de not ediyor zaten. Neleri sakladıklarını, iz sürerek bulabiliyoruz.”

Kavas, Ankara’nın aslında bir hazine olduğunu ama bu hazinenin sürekli tehdit altında olduğunu söylüyor. Ona göre bu şehir, sakladıklarıyla değil; yok edilenleriyle anlatılıyor artık.

“Ankara gri değil, bakışlar gri”

“Ankara’dan Sahneler” deyince akla gelen o gri tonlar… Kavas bu algıya da itiraz ediyor:

“Ankara denince nedense hep gri görüntü oluşur zihinlerde. Ankara memur şehridir, bürokrasinin ağır işlediği, ülke siyasetine yön verenlerin resmi araçlarıyla cirit attığı, son yıllarda inanılmaz derecede göç alan, giderek yaşanmaz hale getirilen bir şehir. Türkiye Cumhuriyetinin 103 yıllık başkenti.

Bu grilik insanların bakışına göre değişir. Oysa Ankara, kendisine geleni önce iter, tanımaya çalışır, kendisine gelenler de o’nu tanımaya çalışırsa, Ankara onları öyle bir sarıp sarmalar ki, bir daha ayrılmak mümkün olmaz. “Ankara’dan Sahneler” çalışmam, daha önce üzerinde fazla çalışılmamış bir konunun ortaya çıkarılışı. Sektörün kalbi İstanbul’da atıyor diyebilirim. Dolayısıyla hiçbir yapımcı Ankara’da çevrilecek bir film için parasını harcamıyor. Ankaralı yönetmenlere, yapımcılara iş düşünce de sonuç pek parlak olmuyor ne yazık ki. Ama yine de 2000’li yıllardan itibaren bir canlılık gözlemleniyor, şehrin sinemadaki rengi de daha berraklaşıyor…”

Hafızada kalan acı kareler

Kavas’ın arşivi yalnızca estetik değil, aynı zamanda ağır bir tanıklık da taşıyor:

“Bir kare değil, birçok kare var. 1957 yılındaki büyük sel felaketinin görüntüleri, 1963 yılında Ulus’a havada çarpışan uçakların parçalarının düşmesi sonucu yaşanan felaketin görüntüleri.. Ankara’nın yaşadığı kötü günler… Ayrıca tanık olduğum ve olayı yaşadığım Karlov cinayeti..

Ama bir yandan da zarafetin izleri var o arşivde:

“İyi fotoğraflar ise, genel de şehir yaşamından kareler; Güzel giyimli hanımlar, beyler… Zarafet. İçimi acıtan haller.”

Uğur K A V A S 37 05

“Kültürel üretim göçle birlikte kırıldı”

Ankara’nın kültürel geçmişine hayranlıkla bakan Kavas, bugünü daha eleştirel okuyor:

“Türkiye’yi halk dansları ile temsil ettiğim yıllardan çok öncesine gidelim. Cumhuriyet kadrolarının inanılmaz kültürel çabalarına… Düşman kentin sınırlarına dayanmışken yapılan müze çalışmaları, Musiki Muallim Mektebi’nin açılışı, yurt dışından kültür insanlarının ülkeye getirilişi, onların ülke kültürüne kattıkları…

2025 Ekim Ankrs6

Ankara seyircisini ise hâlâ ayrı bir yere koyuyor:

“Sağlam bir kültürel alt yapının kurulması. Ankara’ya gelen tiyatro sanatçıları, müzisyenler hep Ankara seyircisinin çok özel olduğundan bahsederler. Nerede tepki vereceğini bilen, coşkusunu, itirazını yerli yerinde kullanan bir izleyicidir Ankara seyircisi. Benim bir köşesinden girdiğim kültürel hayat, 70’li yıllarda da çok iyiydi. Ancak, daha önce dediğim gibi kentin çok fazla göç alması kültürel üretimi de etkiledi. Zira, başka kentlerden gelenler, geldikleri kentin kültürünü de beraber getirdiler. Bu da kültürel dönüşümü ne yazık ki negatif yönde etkiledi. Kültürel üretim için iyi niyetli cabalar olsa da. 103 yıllık bir başkent için hiç yeterli değil.”

Uğur K A V A S 37 04

“Ben sadece iz sürüyorum”

Uğur Kavas, yaptıklarını anlatmayı pek sevmiyor. Hatta bunu özellikle vurguluyor. Ama konu Ankara olunca, yılların biriktirdiği emeği de ister istemez görünür oluyor:

“Yaptıklarımı dillendirmeyi hiç ama hiç sevmem ama, özür dileyerek bu bahsi açma zorunluluğu doğdu. Okuyacakların sabrına sığınıyorum. Son yirmi, yirmi beş yıldır Ankara özelinde daha önce yapılmamış ya da gözden kaçmış konular üzerinde çalışıyorum.”

Adsiz Tasarim 2025 11 11T113736 Zasc.png

Kavas’ın peşine düştüğü şey aslında tek bir cümlede özetlenebilir: iz sürmek. Ama o iz, kimi zaman yıllar süren araştırmalar, kaybolmuş arşivler ve neredeyse unutulmuş hikâyeler demek:

“Ankara’nın bir bölümünü kızılötesi filmlerle ve dönüştürülmüş makinelerle görüntü altına aldım. Albümünü yaptım. Ülkede kızılötesi fotoğrafla ilgilenen çok ama albümü olan iki kişiden birisiyim. Daha önce iki cilt, Türkiye’de Basın Fotoğrafçılığının Görsel Tarihi kitabını yapmıştım.(Osmanlı’dan 1960’a, 1960’dan günümüze-2010’a kadar) Türkiye’de basın tarihi çokça yazılmıştır ama foto muhabirlerinin bu tarihte fazla yeri geçmemiştir. (Çalışma sekiz yıl sürmüş, konusunda tek yayındır.)

Fotoğrafın dostu, 2.Abdülhamit’in emriyle tüm Osmanlı topraklarının görsellerinin yer aldığı 900 küsur albüm ülkenin en önemli görsel koleksiyonudur. Bu albümlerde yer alan şehir görüntüleri, birçok şehrin yönetimi tarafından tanıtım albümleri olarak yayımlanmıştır.(İstanbul, İzmir, Bursa, Konya, Urfa….) Bu çalışmaları görünce niye Yıldız albümlerinde Ankara yok deyip, çalışmaya başladım. 2-3 yıllık bir çalışma ile Yıldız albümlerinde Ankara albümünü yaptım ve prestij yayını olarak basıldı.

Keza, 1936 yılında açılan ve 50’li yıllarda yıkılan Ankara Atış Poligonu öyküsünü, tüm dünyada özgün yapısı nedeniyle iki tane olan paraşüt kulesi (İkiz kardeşler-İzmir ve Ankara Paraşüt Kulesi) kitabını, Ankara’nın ünlü portre fotoğrafçısı Osman Darcan’ın, sonra Burhan Özak’ın (Fotoğrafçı, grafiker, pul ve milli piyango ressamı), sonra da Türkiye’de ilk selfi sistemini (Görçek) kullanan, altı tane icadı olan Fikret Kaftanoğlu’nun hayatını yayına dönüştürdüm. ( Adı geçen üç ustanın ortak özelliği, üçünün de 30’lu yıllarda Ankara’ya gelmeleri ve ölümlerine kadar Ankara’da sanatlarını sürdürmeleridir.) Bu arada yurt içi, ve yurt dışı sergileri yazmıyorum.

Ankara filmleri serüveni, Osman Darcan’ın tamamı Ankara’da çevrilen “Kaderin Mahkûmları” filminin görüntü yönetmeni oluşu, filmle ilgili tüm lobi fotoğraflarının Osman Bey’in oğlu tarafından bana intikali. Bu konu üzerinde yoğunlaşmama sebep oldu. Ankara sinemaları, Ankara filmleri üzerine çalışan arkadaşlar ama toplu olarak ele alınan bir yayın yoktu. İlk baskısını Fiyab-Film Yapımcıları Meslek Birliği-. 2. Baskısını Ankara Büyükşehir Belediyesi yaptı.( Kitabın adı- Ankara’dan Sahneler ve Kaderin Mahkûmları- Adını Ankara’dan alan, bir bölümü Ankara’da geçen, tamamı Ankara’da geçen filmler) İlk baskı 350 adet, ikinci baskı 2000 adet basıldı ve bitti. İlk baskıda 46 film yer alırken, ikinci baskıda 63 film yer almakta. Şuan film sayısı 74. Bir film de çekiliyor. Artık konu ile ilgili genişletilmiş baskı yapmıyoruz. Dosyamıza ekleme yapıyoruz. Davet edilen yerlerde konu ile ilgili sunumlar yapıyoruz. Çalışmalarımın neredeyse yarısında kardeşim gibi gördüğüm Sabahattin Ergin’in katkısı var. Sayfa düzeni, grafik tasarım o’na ait. Sağ olsun, var olsun.

Adsiz Tasarim 2025 11 11T113454 M8X5.Png

İki yıldır da 1936 yapılan ve 2008 de yıkılan 19 Mayıs Stadyumu’nun öyküsü üzerinde çalışıyoruz, neredeyse 250 sayfa oldu. Yeni stadı da içerecek..

Bu kadar –sıkılarak- uzun açıklamayı niye yaptım. Filmlerle olan çalışmam sadece bir merak ve daha önce yapılmayan bir çalışmanın ürünü. Sinemacı olmadığımdan bu konuda ahkâm kesmek istemem.

Ama daha önce yanıtlamaya çalıştığım gibi, film sektörünün İstanbul’da olması, hatta sektöre orasının yön vermesi, Ankara’yı arka planda bırakmakta. Artık bu kader mi, göz ardı edilen bir potansiyel mi? Üzerinde epey durmak lâzım. Geçenlerde “Siyah Beyaz” filmi ve “Paranın Kokusu” filmlerinin yönetmeni Dr. Ahmet Boyacıoğlu ile konuşmuştum. O, bugün bir film yapmanın maliyeti en az 75 milyondan başlıyor demişti. Sadece işin görünen yüzü. Reklamı, dağıtımı, kopyası hariç.”

Adsiz Tasarim 2025 11 11T113638 5Oa8.Png

“Bir şehri anlamak için hikâyelerin peşine düşmek gerekir”

Kavas’a göre filmler bir şehri anlatmak için yeterli değil:

“Daha önce belirttiğim gibi, sinemacı değilim. Ancak bir kent araştırmacısı olarak gözlemim şudur. Filmlere bakmak, bir şehri bir yere kadar anlatır.- İyi anlatan nadir filmler de olsa – Bence daha çok hikâyeler de saklıdır, önemli olan o hikâyeleri bulmak, onları işlemek ve doğru bir şekilde sunmak.”

Hızlı gündem, zayıf hafıza…

Kavas, foto muhabirliği yıllarından bugüne baktığında en büyük farkı şöyle anlatıyor:

“Bırakın Ankara’yı, öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, her saat başı yeni bir gündem, yeni bir olay. Çok küçük bir azınlık refah içinde yaşarken, dünyanın çok büyük bir bölümü, savaşlarla, açlıkla, doğal afetlerle uğraşıyor, bugünü kurtarma peşinde. Ankara, siyasete yön vermesi açısından gazeteciler, foto muhabirleri açısından çok önemli bir çalışma alanıdır. Yapılan haberler, anında gündemi değiştirir, toplumu günlerce meşgul eder. Herhalde gündemi bu kadar hızlı değişen başka bir ülke yok. Gündem bu kadar hızla değişince, bir önceki hemen silinir. Zaten toplum olarak tepkisiz bir toplumuz ne yazık ki. Olumsuzluklara tüm toplum olarak tepki versek, yönetenler böyle olmazdı herhalde. Ülkede adalet mekanizması bir taraf için çalışırsa, ne yazık ki, hafıza değeri de onunla paralel olarak gidiyor…”

Uğur K A V A S 37 08

“Ankara bir labirent”

Bu şehirle kurduğu ilişkiyi tek bir cümleyle özetliyor Kavas:

“Ankara bir labirenttir. Bu labirentte yolunuzu da kaybedersiniz, çıkış da bulursunuz.”

2025 Ekim Ankrs4

Ve şöyle anlatıyor:

“Sokrates’in bir sözü var- Bilgi”Bilgelik” merakla başlar diye. Rahmetli Uğur Mumcu da Bilgi sahibi olmayan, fikir sahibi olamaz derdi. Hangi konuda olursa olsun. Bilgi edinmek için önce merak etmek gerekli. İz sürmek de böyle başlıyor. “Atış Poligonu” kitabımı yayımlama sürem on yıldır. Sadece bir iki fotoğrafın izini sürmek. Çok ama çok meşakkatli bir iş ama bir o kadar da güzel.

Şehrin neleri sakladığını, izini sürdükçe anlıyorsunuz. Onun için neyi sakladı, hangi yüzünü gösterdi sorusunun cevabı benim için zor. Ankara bir labirenttir. Bu labirentte yolunuzu da kaybedersiniz, çıkış da bulursunuz. Daha önce dört kez başkent olmuş bu kadim şehir, kim bilir bağrında daha neler saklıyor.”

Uğur K A V A S 37 07

Kırılma noktası: 1950’ler

Bugünkü Ankara’nın temellerinin nerede kırıldığını da net bir şekilde işaret ediyor:

“Bence Ankara’daki en büyük kırılma 50’li yıllarda yürürlüğe giren Uybadin planı ile başladı. Çok katlı binalara verilen izin, arsa spekülatörlerinin iştahını kabarttı. Bir yandan da önlemeyen göç dalgası kırılmayı artırdı. Tüm hızıyla da devam ediyor. Dönüşüm adıyla başlayan rezalet şehirleri beton yığınına çevirdi. Ülkenin yaşadığı büyük depremler, kontrolsüz göçmen hareketi de cabası. Son üç yılda Ankara’ya giren araç sayısı 430 binmiş. Gerisini siz düşünün.”

“Yıkım kültürü bir şehri yok eder”

Kavas’ın en çok içini acıtan şey ise artık var olmayan Ankara:

“Gençlik Parkı eskisi gibi değil, Kızılay eskisi gibi değil… İller Bankası yok, Havagazı Fabrikası yok. Hepsi yıkım kültürünün yok ettiği güzellikler.”

2025 Ekim Ankrs8

“Fanatik Ankaralı olmama rağmen, bu kentten gitmenin yolunu araştırıyorum”

Belki de söyleşinin en çarpıcı cümlesi burada geliyor:

Benim Ankaralılığım fanatizm boyutunda. Yoğun göç alması, gelenlerin kendi kültürlerini de beraberinde getirmesi kenti artık yaşanacak yer olmaktan çıkarıyor. Apartman da bile insanlar birbirini tanımıyor, 72 yaşındayım. Fanatik Ankaralı olmama rağmen, bu kentten gitmenin yolunu araştırıyorum.”

“Asıl hikâye kenar mahallelerde”

Kavas, merkezde anlatılan Ankara’nın eksik olduğunu söylüyor:

“Asıl hikâye kenar mahallelerde, varoşlarda. Kızılay’ı, Ulus’u hiç görmemiş insanlar var bu şehirde.”

Uğur K A V A S 37 06

“Geçmişin yasını tutmadan bugünü anlatamazsınız”

Kavas, bugün Ankara’yı anlatacak bir film çekilse nasıl olurdu sorusuna ise şu yanıtı veriyor:

“Bugünün hikâyesini kurarken, geçmişin yasını da tutmak gerekir. Bir tek sahneye sığmaz kaybedilenler…”

2025 Ekim Kzlymyd1

Uğur Kavas kimdir?

1954 yılında Ankara’da doğan Uğur Kavas, yaşamını bu şehrin izini sürmeye adamış bir araştırmacı, foto muhabiri ve koleksiyoner.

1968-1998 yılları arasında Türk halk danslarıyla ilgilendi; Kültür Bakanlığı Devlet Halk Dansları Topluluğu’nda dansçı olarak görev aldı, yurt dışında Türkiye’yi temsil etti. ABD, Kanada, Hollanda ve İsviçre’de halk dansları eğitimi verdi.

1977’de fotoğrafla tanıştı. Çankaya Belediyesi’nde ve Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nde foto muhabiri olarak çalıştı.

Onlarca yıl boyunca Ankara’ya dair fotoğraf, efemera ve belge biriktirdi; kentin hafızasını oluşturan önemli yayınlara imza attı. “Ankara’dan Sahneler”, “Yıldız Albümlerinde Ankara”, “Foto Osman”, “İkiz Kardeşler Paraşüt Kulesi” gibi çalışmalarıyla Ankara’nın görsel ve kültürel tarihine katkılar sundu.

Bugün hâlâ Ankara’nın kaybolan izlerini sürmeye, anlatılmamış hikâyelerini gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor.

uğur kavas kitaplaf

Muhabir: Nur Yıldız

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir