0:00
Sosyal demokrat yerel yönetim anlayışının dünü, bugünü ve geleceğinin masaya yatırıldığı program; akademik perspektifin saha tecrübesiyle birleştiği üç ana oturum halinde gerçekleştirildi. Katılımcı belediye başkanları ve uzmanların sunumlarıyla gerçekleşen etkinlikte; bir kentin sadece binalarla değil, planlama, uygulama ve dayanışma sacayağı üzerine kurulması gerektiği vurgulandı. Zirve sonunda ortaya çıkan verilerin, yerel yönetimler için somut bir uygulama rehberi oluşturması hedefleniyor.
Günün ilk bölümünde kentin mutfağına odaklanıldı. Bütünsel planlamanın mekân, kalkınma ve toplum üzerindeki etkilerinin tartışıldığı bu aşamada; katılımcı stratejik planların nasıl hazırlanması gerektiği, imar süreçlerinde sürdürülebilirliğin önemi ve seçilmişler ile atanmışlar arasındaki dengenin bütçe planlamasına yansımaları ele alındı. Yerel kalkınmanın temelinin, halkın dahil edildiği bir mali disiplin olduğu tescillendi.
“PLANLAMA BELİRSİZ KOŞULLARDA ORTAK GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRME ÇABASIDIR”
Oturum Başkanı / Şehir Plancısı ve Akademisyen olan Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin, planlamanın rafa kaldırılan bir formalite değil, belirsiz koşullarda ortak geleceği şekillendirme çabası olduğunu ifade etti. 2019 sonrası sosyal demokrat belediyelerin en büyük mücadele alanının “bütünsel planlama” olduğunu vurguladı.
“Bugün sosyal demokrasinin gerçek sınavı, bu bütünsel planlamayı yapıp yapamayacağımızdır. Bu belki de ülkenin kaderiyle ilgili bir meseledir; çünkü ormanları korumak, tarım alanlarını sürdürmek ve sağlıklı bir mekanda yaşamak bu planlamaya bağlıdır. Planlama belirsiz koşullarda ortak geleceği şekillendirme çabasıdır; sadece mekanı değil, yaşamı ve adaleti tasarlamaktır. Unutulmamalıdır ki, plan üzerinde çizdiğimiz bir çizgi bir tarafı mağdur, bir tarafı mağrur edecek kararlar üretir. Bizim tercihimiz rant değil, insan ve doğa odaklı bir bütünleşik yapıdır.”
“ÇİFTÇİ KAZANAMAZSA TARIM ALANI KORUNAMAZ”
Ahmet Mekin Tüzün Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, tarımsal planlamanın sadece bir destekleme faaliyeti değil, kentin gıda güvenliğini ve yerel ekonomisini koruyan bir “mekansal savunma” olduğunu vurguladı. Ankara’nın tarım potansiyelini veri odaklı bir yaklaşımla harekete geçirdiklerini belirten Tüzün; üreticiyi kooperatifler aracılığıyla sistemin içine dahil etmenin önemine değindi.
“Planlama sadece kağıt üzerinde ‘burası tarım alanıdır’ demek değildir; o alanı koruyabilmek için öncelikle oradaki insanın karnını doyurmasını sağlamanız gerekir. Eğer çiftçi toprağından para kazanamazsa, siz orayı hangi planla korursanız koruyun, o toprak eninde sonunda betonlaşmaya yenik düşer. Tarım sadece tarlada biten bir iş değil; kentin nefes alması, ekonomisi ve geleceğidir.”

“BİR KENTİ VİCDANLA PLANLAMAK; O KENTİN YOKSULUNA, ÇOCUĞUNA, YAŞLISINA VE DOĞASINA SAHİP ÇIKMAK DEMEKTİR”
Bursa Milletvekili Dr. Kayıhan Pala konuşmasına, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tutukluluğunun hukuki değil, siyasi bir süreç olduğunu ve bunun “Bursa halkının iradesine çökme girişimi” olduğunu vurgulayarak başladı. Bir tıp doktoru olarak kent planlaması ile sağlık arasındaki kopmaz bağı anlatan Pala; hava kirliliği, yeşil alan azlığı ve plansız betonlaşmanın doğrudan bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade etti. Bursa Planlama Ajansı’nın (BPA) kuruluş felsefesini açıklayan Pala; depreme, iklim krizine ve sellere karşı “dirençli kent” oluşturmanın tek yolunun liyakat, şeffaflık ve bilimsel veri olduğunu savundu.
“Planlama sadece mühendislerin veya mimarların işi değildir; içinde hekimlerin, sosyologların ve en önemlisi o kentte yaşayanların olması gereken bir süreçtir. Bir kenti vicdanla planlamak; o kentin yoksuluna, çocuğuna, yaşlısına ve doğasına sahip çıkmak demektir. Sosyal demokrat belediyecilik, hava kirliliğinin en yoğun olduğu bölgelerde yeni konut alanları açmak yerine, halkın sağlığından yana tavır almayı gerektirir.”
“BÜTÇE DEMEK, SİYASİ TERCİHİN SOMUTLAŞMIŞ HALİDİR”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi önceki dönem CHP Grup Başkanvekili Doğan Subaşı, belediyeciliğin “bam teli” olarak tanımladığı bütçe yönetiminde, İstanbul’da gerçekleştirdikleri “zihniyet devrimini” anlattı. Bütçenin sadece bürokratlarca değil, “İstanbul Senin” gibi uygulamalarla halkla birlikte planlandığı bir “katılımcı bütçe” modelini savundu.
“Bütçe demek, siyasi tercihin somutlaşmış halidir; parayı nereye harcıyorsanız önceliğiniz odur. Katılımcı bütçe, seçilenin atanan üzerindeki denetimini değil, halkın her ikisi üzerindeki demokratik denetimini temsil eder. Sosyal demokrat bir belediye, sadece teknik olarak iyi yönetilen bir yer değil, halkın iradesinin bütçe rakamlarına yansıdığı, kararın o karardan etkilenenlerle birlikte alındığı bir yerdir.”
İkinci oturumda teorik çerçeve sahaya indirildi. Kâğıt üzerindeki projelerin vatandaşın hayatına nasıl dokunduğunun tartışıldığı bu bölümde; katılımcı bütçe uygulamalarının sonuçları, kent içi ulaşımda geliştirilen modern çözümler ve kültür-sanat hamleleri detaylandırıldı. Ayrıca yerel yönetimlerde fırsat eşitliğini önceleyen “eşitlik politikalarının” toplumsal barışa katkısı somut örneklerle katılımcılara aktarıldı.
KURUMSAL GÜVENİ BİRLİKTE İNŞA ETMEK GEREKİR
Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhittin Acar, sosyal demokrat belediyeciliğin geleceğini “kurumsal kapasite” ve “demokratik hesap verebilirlik” ekseninde ele aldı. Planlamanın sadece fiziksel mekânı düzenlemekten ibaret olmadığını, asıl meselenin bu planları uygulayacak olan belediye organizasyonunun demokratikleşmesi olduğunu vurguladı.
“Sosyal demokrat belediyeciliğin gerçek başarısı; sadece görkemli binalar yükseltmek veya yollar açmak değil, her bir kuruşun hesabının halkın gözü önünde verildiği, liyakatli kadrolarla örülmüş sarsılmaz bir kurumsal güven ekosistemi inşa edebilmektir. Unutulmamalıdır ki; eğer kurumunuzun iç işleyişini, adalet ve şeffaflık temelinde planlamazsanız, en parlak şehir vizyonlarınız bile bürokrasinin hantallığına veya liyakatsizliğin karanlığına mahkûm kalacaktır. Bizim görevimiz, halkın iradesini sadece sandıkta değil, belediyenin her biriminde yaşayan bir demokrasiye dönüştürmektir.”
“PLANLAMA SADECE MEKÂNI DEĞİL YAŞAMI DA ŞEKİLLENDİRİR”
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, planlamayı sadece teknik bir mekânsal düzenleme değil, kentin “sosyal adaletini ve aidiyet duygusunu” tasarlamak olarak tanımladı. Bir planın, kentin merkezindeki refahı çeperdeki dezavantajlı gruplara ulaştıramadığı sürece başarısız sayılacağını dile getirdi.
“Planlama sadece mekânı değil, o mekânda yaşayan insanların hayat kalitesini ve kente olan aidiyetlerini tasarlamaktır; eğer bir plan kentin merkezindeki imkanları çeperdeki insanlara ulaştıramıyorsa, toplumsal bir başarıdan söz edilemez. Bizim için her kreş, her mahalle evi ve her gençlik merkezi kentin sosyal dokusunu yeniden inşa eden birer düğüm noktasıdır; planlama bu düğümleri doğru yerlere atma sanatıdır. Bizler ranta karşı kamuyu, betona karşı yeşili ve baskıya karşı katılımcılığı savunmaya devam edeceğiz; çünkü gelecek, ancak planlı ve adil kentlerle inşa edilebilir.”
“BİZİM VİZYONUMUZUN MERKEZİNDE ARAÇLAR DEĞİL, İNSANLAR VARDIR”
Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, şehirlerin artık otomobillere göre değil, insanların ihtiyaçlarına göre tasarlanması gerektiğini savundu. Özellikle “Ulaşım Odaklı Gelişme” modeline dikkat çekerek şunları söyledi;
“Ulaşım sadece bir yerden bir yere gitme eylemi değil, bir kentin can damarıdır. Bizim vizyonumuzun merkezinde araçlar değil, insanlar vardır. Sosyal demokrat bir belediye için ulaşımda adalet; bir engelli vatandaşımızın veya çocuklu bir annemizin evinden çıktığında hiçbir engelle karşılaşmadan gideceği yere güvenli, konforlu ve ekonomik ulaşabilmesidir. Yeni yol, yeni trafik demektir; biz yolu değil, erişilebilirliği ve toplu taşımayı büyüteceğiz.”

“BELEDİYECİLİK AYNI ZAMANDA KENT KARAKTERİ YARATMAKTIR”
Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, belediye başkanlığı görevini kültürü bir yaşam biçimi haline getirme idealinin bir uzantısı olarak tanımladı. Göreve başladığı süreçte ulaşımdaki aksaklıkları gidermek adına yasal mevzuat sınırları içerisinde “ücretsiz servis ağı” modelini hayata geçirdiğini belirten Beşikçioğlu şunları söyledi;
“Belediyeciliği, sadece fiziksel yapılar inşa etmek değil, o şehrin insanlarının kalbine girerek bir kent karakteri oluşturmak olarak görüyorum. Ulaşımdaki sorunu çözmek adına şahsi sorumluluk alarak dört otobüs tedarik ettik ve bugün yaklaşık 300 bin vatandaşımızı ücretsiz taşıyan bir servis ağını dikey hatlarla metro hatlarına entegre ettik. Mevzuatın getirdiği bürokratik engelleri, çözüm odaklı bir yaklaşımla aşmaya kararlıyız. Etimesgut’u sadece yollarıyla değil, sanat akademileri ve tiyatro önündeki kuyruklarıyla anılan bir kültür merkezi haline getireceğiz.”
Programın final aşamasında ise dayanışma ağlarının kurumsallaşması masaya yatırıldı. Dayanışmanın yerelden başlama gücünün vurgulandığı son bölümde; emekliler, gençler ve anneler için hazırlanan özel destek paketleri ile “halkçı belediyecilik” anlayışının sosyal hayattaki karşılığı işlendi. Yerel yönetimler arasında kurulacak karşılıklı yardımlaşma ağlarının, kriz dönemlerinde kentin direncini nasıl artıracağı örnek projeler üzerinden değerlendirildi.
DAYANIŞMA YERELDEN Mİ BAŞLAR?
SODEM Genel Sekreteri Doç. Dr. Esra Kaya Erdoğan, “Dayanışma yerelden mi başlar?” sorusu ekseninde yaptığı sunumda, dayanışma kavramının yardımseverlik ile karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Dayanışmayı toplumsal ve siyasal talepleri içeren bir eylemler dizisi olarak tanımlayan Erdoğan; krizler ve afetler karşısında bunun bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
” 90’lardan bu yana süregelen ‘yardım temelli’ sosyal belediyecilik anlayışından, dayanışmayı bir siyasal mücadele parçası olarak gören bir modele geçmek zorundayız. Belediyeler bu ağların hem kurucusu hem de koruyucusu olmalıdır. Bizim asıl ihtiyacımız olan, o kentin sadece sakini değil, kentin ‘sahibi’ olan insanlarla birlikte yönetim anlayışını inşa etmektir. Mahalle evleri, bu dayanışma mimarisinin en temel hücresidir.”
“KASTAMONU’NUN BÜTÇESİ KASTAMONULUNUNDUR”
Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, şeffaflık ve güvenin belediyeciliğin temeli olduğunu belirtti. İhaleleri canlı yayınlayarak açık yönetim anlayışını hayata geçirdiklerini ifade etti.
“Kastamonu’nun bütçesi Kastamonulunundur. Sosyal demokrat belediyeciliğin ilk adımı, halkın güvenini inşa etmektir; biz bu güveni kapalı kapılar ardındaki pazarlıkları bitirip, ihalelerimizi halkın gözü önünde canlı yayınlayarak kuruyoruz. Tasarruf sadece harcamaları kısmak değil, halkın parasını halkın gerçek ihtiyacı için, doğru zamanda kullanmaktır. Kastamonu’da yardım almak artık bir siyasi bağlılık meselesi değil, bir yurttaşlık hakkıdır. Biz sadece bir yönetim değişikliği değil, her sokağa şeffaflığı ve adaleti taşıyan bir zihniyet devrimi gerçekleştiriyoruz.”
“KARARLAR ARTIK MAHALLE ÖLÇEĞİNDE DE ALINIYOR”
Hopa Belediye Başkanı Utku Cihan, Hopa’yı “emeğin ve mücadelenin kenti” olarak tanımlayarak yönetim anlayışlarının merkezine doğrudan katılımcılığı koyduklarını vurguladı. Mahalle meclisleri modelini hayata geçirdiklerini ifade etti.
“Hopa küçük bir yer gibi görünebilir ama hayalleri ve mücadelesi çok büyüktür. Bizim için sosyal demokrat belediyecilik, o kentin sakini değil, sahibi olan halkla beraber karar alma sanatıdır. Hopa’da artık kararlar sadece meclis salonlarında değil, mahalle meclislerimizde çay üreticimizle ve esnafımızla birlikte alınıyor. Hedefimiz, Hopa’yı sadece bir geçiş durağı değil; yayaların öncelikli olduğu, kadınların üretimde varlık gösterdiği ve sosyal demokrasinin özgürlükçü ruhunun her sokakta hissedildiği bir cazibe merkezi haline getirmektir.”

YERELDEN GÜÇLENEN HALKÇI BELEDİYECİLİK MODELİ
Etimesgut Kent Konseyi Başkanı Ayhan Yılmaz, gün boyu süren oturumların ardından yaptığı kapanış konuşmasında ortaya çıkan modelin uygulanabilir olduğunu vurguladı.
“Bugün burada gördük ki; kısıtlı bütçelerle ve tüm engellemelere rağmen halkçı bir belediyecilik yapmak mümkündür. Önemli olan ranta değil halka, beton yığınlarına değil insanın kalbine yatırım yapmaktır. Belediye başkanlarımızın pratik tecrübeleri ile akademisyenlerimizin teorik çerçevesi birleşince, ortaya Türkiye için gerçekçi ve uygulanabilir bir yerel yönetim modeli çıkmıştır. Bu dayanışma ve ortak akıl, geleceğin aydınlık Türkiye’sini yerelden inşa edecektir.”
“ALDIĞIMIZ HER ONAY SADECE BİR İMZA DEĞİL, TOPLUMSAL BİR RIZANIN DA TESCİLİDİR”
Sosyal Demokrasi Derneği Genel Sekreteri Ali Onat Çetin, yaptığı kapanış konuşmasında yerel yönetimlerde projelerin hayata geçirilme sürecinde şeffaflık ve kamuoyu denetiminin önemine değinerek şunları söyledi; “Aldığımız her onay sadece bir imza değil, toplumsal bir rızanın da tescilidir. Şeffaf bir modelle onay süreçlerini halka açtığımızda, üzerimizdeki bürokratik baskı azalıyor; çünkü vatandaş projenin kendisine sağlayacağı faydayı bildiğinde sürece dahil oluyor ve bir anlamda kamuoyu denetimi sağlıyor. Katılımcı yönetim derken kastettiğimiz tam olarak budur: “Onay süreçlerinde halkın desteğini arkasına alan bir belediyecilik anlayışı.”
Muhabir: Melahat TAŞ


Bir yanıt yazın