Bugün Türkiye’de sokaklar sadece asfalttan ibaret değil; birer açık hava infaz sahnesine dönüşmüş durumda. Ama bu sahnede ne bir medeniyet tasavvuru var ne de geleceğe dair bir umut. Dün Şanlıurfa’da, bugün Maraş’ta, yarın kim bilir nerede… Okul basan, öğretmenine namlu doğrultan, arkadaşının canına kıyan çocuklar izliyoruz. Bu tabloya bakıp “Eğitim kalitesi düştü” diyerek geçiştirmek, bir yangına bardakla su dökmek kadar beyhudedir. Karşı karşıya olduğumuz şey bir “münferit olaylar zinciri” değil, sistemli bir nesil kıyımıdır.
İktidara Açık Çağrı: Yol Yapmak Nesli Korumaya Yetmiyor
Buradan 25 yıldır bu ülkeyi yöneten iradeye seslenmek boynumuzun borcudur: Ülke ekonomisindeki büyümeyi, savunma sanayindeki başarıları ya da devasa köprüleri sahiplendiğiniz gibi, bu toplumsal çürümeyi de sahiplenmek zorundasınız. Kötü giden her şeyi başkalarına yıkamazsınız.
Eğer bugün eğitim çöktüyse, aile yapısı sarsılıyorsa ve sokak korkusu devlet otoritesinin önüne geçiyorsa bunun birinci dereceden sorumlusu yönetenlerdir. Devleti yönetmek sadece seçim kazanmak ya da bina dikmek değildir. Devleti yönetmek; nesli korumaktır, ahlakı muhafaza etmektir, adaleti her türlü şaibeden uzak ve sarsılmaz kılmaktır. Mafya romantizminin sokaklarda kol gezdiği, suçun “karizma” olarak pazarlandığı bir düzende, iktidar “benim sorumluluğum yok” diyemez.
RTÜK: Sigaraya Buz, Kurşuna Gül mü?
Denetim mekanizmalarının bu tablodaki vebali ise yenilir yutulur cinsten değil. RTÜK’e sormak gerek: Ekrandaki sigara dumanına buz koyarken, neden kurşunlara, infazlara ve çeteleşme güzellemelerine sansür yok? Neden “reyting” bahanesiyle bu ülkenin evlatlarına mafya kültürü enjekte edilmesine göz yumuluyor?
Toplumda devlet otoritesi zayıflayıp, “mafya otoritesi” bir çözüm merkezi gibi pazarlandığında, gençler de haliyle hukuku değil, kaba kuvveti seçiyor. Karakola gidince huzur bulamayan vatandaş, meseleyi bir “kabadayının” çözmesine seviniyorsa, orada devlet için alarm zilleri değil, zillet çanları çalıyor demektir.
Bu Bir Bekâ Meselesidir
Bu gidişat bir kader değildir; bu bir yönetim ve denetim tercihidir. Eğer biz çocuklarımıza Allah korkusunu, kul hakkı bilincini ve vatan sevgisini vermezsek; onların kalbine ahlak yerine kaos yüklersek, yarın mezar başlarında yakacağımız ağıtların hiçbir faydası olmayacaktır.
Acil Olarak Atılması Gereken Adımlar:
Medya Temizliği: Şiddeti ve suçu “adamlık” gibi pazarlayan içeriklere en ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Reyting uğruna neslin feda edilmesine izin verilmemelidir.
Adalet ve Otorite: Devlet, vatandaşın gözünde yeniden tek meşru güç olduğunu hissettirmeli; hukuk mafyatik yapılardan daha hızlı ve caydırıcı işlemelidir.
Eğitimde Karakter: Okullar sadece sınav merkezi değil, vicdan ve şahsiyet kazandıran kurumlar haline getirilmelidir.
Bir milleti tankla topla yıkamazsanız ama neslini içeriden çürüterek yok edebilirsiniz. Bugün susmak, bu kıyıma ortak olmaktır. Biz evlatlarımızı reyting çöplüğüne ve sokak kabadayılarına kurban etmeyeceğiz. İktidarıyla, ailesiyle, medyasıyla hepimiz bu ateşten sorumluyuz.
Artık yeter! Bu milletin evlatlarını koruyun, geleceğimizi cellatların eline bırakmayın.
ÂDÂB-I MUÂŞERET(Terbiye, nezaket ve görgü kuralları) toplumun medenileşmesi ve kalkınmasında en önemli faktörlerdendir. Kişiyi olgunlaşır. Aileyi korur, aile korumursa toplum yücelir. O yüzden diyorum ki.
Âdâb sız Abad Olunamaz.
Hoşçakalın, dostça kalın, sevgiyle kalın,
Özcan Kartal

