Gönül: Dünyanın Gürültüsünde Bir Liman

3 dk okuma 0
Paylas:

Günümüz dünyası, bizi sürekli bir yerlere yetişmeye, daha fazlasına sahip olmaya ve başkalarının hayatlarıyla kendimizi kıyaslamaya zorlayan devasa bir gürültü makinesi gibi. Bu keşmekeşin içinde çoğumuz, asıl evi olan “gönlü” ihmal ediyor. Oysa kadim bir öğüt yankılanıyor kulaklarımızda: “Dertleri dert etme gönül; girme öyle hâlden hâle.”
Gerçekten de, insanın kendi iç huzurunu dış dünyadaki dalgalanmalara teslim etmesi, fırtınalı bir denizde pusulasız yol almaya benzemiyor mu?
Yunusça Bir Duruş, Mevlana’ca Bir Bakış
İnsan ruhunun terbiyesi, “bir gönülde kalabilmekten” geçer. Bugünün “hız çağı” bizi daldan dala konmaya, her şeyi tüketmeye teşvik ederken; aslında ihtiyacımız olan şey sadeliktir. Yunus Emre’nin o meşhur dokunuşuyla; “Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı” düsturu, bize en büyük makamın bir kalp kazanmak olduğunu hatırlatır.
Bu yolda yürürken en büyük azığımız ise dürüstlüktür. Düşüncenin güzelliği, sözün doğruluğu ve sofranın helalliği… Konfüçyüs’ün dediği gibi: “Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlılık ise korkudan kurtarır.” Doğru yoldan sapmadan, başkalarının payına göz dikmeden “helal aş” ile yaşamak, ruhun en büyük zenginliğidir.
Gölge Oyunundan Hakikate
Dünya hayatını bir “saye” yani gölge olarak tanımlamak, meseleyi kökünden çözen bir bakış açısıdır. Eğer dünya bir gölgeyse, gölgeye sarılmak beyhudedir. Lev Tolstoy, o sarsıcı eserlerinde insanın mülkiyet hırsını sorgularken aslında bizi şu hakikate çıkarır: İnsana ne kadar toprak lazımsa, sonunda gideceği yer de o kadardır.
Şiirdeki o ince sitemde olduğu gibi; kimseden paye beklemeden, kula kul olmadan yaşamak… İster zengin olalım ister fakir, “sal” bizi aynı sona götürecektir. Bu yüzden garipleri hakir görmemek, her hale şükredebilmek, modern insanın kaybettiği o büyük erdemdir.
Sevgiyle Dolu Bir Çıkın
Hayatın her mevsimi bahar değildir. Bazen kışı, bazen ahuzarı yaşarız. Önemli olan, çiçek varken arı, dert varken sabır olabilmektir. Gönül heybemizi (çıkınımızı) yalanla, şerle değil; aşkla ve hakikatle doldurmalıyız.
Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi:
“Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
Son Söz: Kendi Göğünde Yüksekten Uçmamak
Sonuç olarak dostlar; ekmediğimiz yerden biçmemeli, gücümüzün yetmediği rüzgârlara kapılmamalıyız. Serden geçsek de haktan ve hakikatten geçmemek, bu dünyadan bırakacağımız en güzel izdir. Kendi içsel yolculuğumuzda yüksekten uçmak yerine, derinlere dalmayı seçtiğimizde; işte o zaman gönlün gerçek huzuruna kavuşacağız.
Unutmayalım ki; dünya bir duraktır ve bu durakta nasıl bir “gönül” taşıdığımız, varacağımız yerin tek teminatıdır.

Hoşçakalın, dostça kalın, güzel gönüllü güzel dostların gönlünde kalın. Sevgilerimle…

Özcan Kartal