Müzeyyen YaşarAraştırmacı-YazarTüm yazıları ›
Güven ve Adaletin Gölgesinde
Köşe yazarımız Müzeyyen Yaşar Güven ve Adaleti anlatıyor
Yaşam Sabah evden çıkarken kapıyı iki kere kilitlediğimiz ve sokakta arkamızdan gelen hızlı bir ayak sesinde irkildiğimiz günlerden geçiyoruz. Bir yerde huzurla yaşamanın en temel kuralı aslında çok basit. Sokakta yürürken canımızdan endişe etmemek ve haksızlığa uğradığımızda kanunun yanımızda duracağını bilmek. Son zamanlarda tam da bu iki hissin altı fena halde oyuluyor. İnsanlar artık kendini sadece tedirgin değil aynı zamanda yalnız ve kandırılmış hissediyor. Sokaklara baktığımızda durum ortada. Ufacık bir yol verme tartışması bir anda silahlı kavgaya dönebiliyor. Eskiden mahalle aralarında rahatça koşan çocukların ve akşam evine dönen kadınların zihninde sürekli bir kaygı var. Silaha ulaşmanın bu kadar kolaylaşması ve suç işleyenlerin kısa sürede serbest kalması hepimizde aynı çaresizliği yaratıyor. İnsanların artık hakkını mahkemede değil de internette video paylaşarak araması işte bu yüzden. Bir insanın can güvenliği sosyal medyada ne kadar ses getirdiğine bağlı olmamalı. O çark ancak kamuoyu tepki verince dönüyorsa adalet duygusu da sessizce yara alıyor demektir. İşin daha da can yakan tarafı sokakta bu korkuyla yaşarken ekranda gördüğümüz bambaşka bir dünya var. Milyonlarca insan ay sonunu nasıl getireceğini ve kirasını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünürken birilerinin kapalı kapılar ardında devasa fonlarla oynadığını duyuyoruz. Haksız kazançla ve denetimsiz servetlerle rahatça yaşayanları ve hiçbir bedel ödemeyenleri izliyoruz. Sıradan bir çalışan veya küçük bir esnaf borcunu bir gün geciktirse hemen yaptırımla karşılaşırken büyük paraları yönetenlerin bu kadar rahat hareket edebilmesi insanın vicdanını çok derinden yaralıyor. Bu iki görüntü birleştiğinde toplumda çok tehlikeli bir his uyanıyor. Kurala uyanın saf yerine konduğu ve parası olanın her şekilde sıyrıldığı inancı yerleşiyor. Cezanın caydırıcı olmadığı düşünüldüğünde kurallara uymanın bir anlamı kalmıyor. İnsanlar sisteme inanmadığı zaman ya kendi hakkını kendi aramaya kalkıyor ya da geleceğe dair inancını kaybedip tamamen içine kapanıyor. Ama ne olursa olsun bu toprakların en büyük gücü vicdanını ve hak duygusunu tamamen kaybetmemiş milyonlarca dürüst insanın varlığıdır. Her şeye rağmen sabahın erken saatinde işine gücüne giden dürüst vatandaşlar, çocuklarına sadece doğruluğu öğreten anne babalar ve sokakta haksızlığa uğrayan birini görünce sessiz kalmayan komşular bu hayatın asıl omurgasını oluşturuyor. Karanlığın en yoğun hissedildiği anlar çoğu zaman değişimin de en çok talep edildiği anlardır. Toplum olarak adalete ve güvenliğe duyduğumuz bu ortak arzu aslında ne kadar güçlü bir paydamız olduğunu gösteriyor. Kimsenin unvanına ya da varlığına bakılmaksızın herkesin kanun önünde eşit olduğu, sokaklarında korkusuzca yürüdüğümüz ve dürüstçe çalışmanın karşılığını tam olarak aldığımız günleri kurmak uzak bir hayal değil. Hukukun üstünlüğüne ve milletimizin sağduyusuna güvenmeyi bırakmadığımız sürece bu yorgunluğu geride bırakıp çok daha aydınlık ve huzurlu bir sabaha kavuşacağız. Müzeyyen YAŞAR