Gönül Tezgahında Hangi Kursa Muhtacız?
Geçen gün bir dost meclisinde otururken konu dönüp dolaşım belediyelerin, vakıfların, derneklerin açtığı kurslara geldi. Şöyle bir çevrenize baksanıza; ne kadar çok imkan var değil mi? Resimden müziğe, dikiş-nakıştan aşçılığa, hat sanatından yabancı dile kadar her köşe başında bir eğitim tabelası yükseliyor. Kimi meslek ediniyor, kimi hobisini geliştiriyor, kimi de sosyal bir çevre edinip nefes alıyor. Ne güzel, ne bereketli bir çaba!
Geçenlerde bir yakınım, gittiği dikiş-nakış kursunun hayatını nasıl değiştirdiğini anlatıyordu. Gözlerindeki o parıltıyı görmeliydiniz! “Kendime güvenim geldi,” diyordu, “Bir işe yaramanın tadı bambaşkaymış.” Üstelik ekonomik boyutu da cabası; kızının çeyizini mağaza fiyatının beşte birine mal etmenin haklı gururunu yaşıyordu.
Onu dinlerken içim ısındı ama zihnimde de o meşhur soru belirdi: Peki, biz aslında en çok hangi kursa muhtacız?
Meslek Tamam, Ya Karakter?
Dostlar, dikiş dikmeyi öğreniyoruz ama gönüllerdeki sökükleri dikmeyi biliyor muyuz? Bir enstrüman çalıyoruz ama birbirimizin kalbindeki o ince sızıyı duyabiliyor muyuz? Mesele sadece el becerisi kazanmak mı, yoksa “insan olma” sanatında da birer çırak olduğumuzu kabul etmek mi?
Büyük eğitimci Pestalozzi’nin çok sevdiğim bir sözü vardır:
“Eğitim, kafayı doldurmak değil, kafayı açmaktır.” Ben bunu biraz daha ileri taşıyorum; eğitim sadece kafayı değil, kalbi de açmalı. Keşke diyorum; bu vakıflar, kurumlar, sivil toplum örgütleri “İnsanlık Kursları” da açsa. Müfredatında şunlar olsa:
Sevgi ve Hoşgörü Atölyesi
Dürüstlük ve Ahde Vefa Seminerleri
Yardımlaşma ve Kardeşlik Pratikleri
Kalkınma Önce “Ahlak” İle Başlar
Toplum olarak teknik bilgimiz artsa da, birbirimize olan saygımız ve güvenimiz azaldığında o kalkınma binası hep eksik kalıyor. Nurettin Topçu ne güzel özetlemiş: “Ahlakın olmadığı yerde devlet, adalet ve hürriyet de olmaz.” Eğer biz dürüstlüğü, dostluğu ve samimiyeti bir “yaşam sanatı” haline getiremezsek, en iyi elbiseleri diksek de ruhumuzdaki o yırtıkları kapatamayız.
Bir milletin asıl zenginliği, dikiş makinesinin başındaki mahareti kadar, komşusu açken tok yatmamasında; bir tabloyu boyarkenki titizliği kadar, bir insanın onurunu korurken gösterdiği hassasiyette saklıdır.
Ne dersiniz sevgili dostlar? Meslek kurslarına gidelim, öğrenelim, üretelim… Ama en büyük ihtiyacımızın o “gönül terbiyesi” olduğunu da hiç unutmayalım. Çünkü dünya, sadece işini iyi yapanlara değil, aynı zamanda “iyi insan” kalabilenlere muhtaç.
Ayrıca “iyi insan” olmadan iyi Müslüman da olunamaz.
Selam ve sevgilerimle, hoşça kalın, dostça kalın!
Gönüller alın, gönülde kalın.
Özcan Kartal

