HEY GİDİ GÜNLER HEY ….. Siyah-Beyaz Bir Rüyanın Kırıntıları

4 dk okuma 0
Paylas:

Henüz dünyanın bu kadar küçük, dertlerin bu kadar büyük olmadığı; komşunun külüne, mahallenin delisine muhtaç olduğumuz o “toz pembe” dumanlı yıllarda…
Jetgiller’in uçan arabalarına inanıp, görüntülü konuşmayı sadece uzay yolu mürettebatına yakıştırdığımız; televizyonun üzerine dantel örtüp, tepesine vura vura görüntü getirdiğimiz, yayın bittiğinde o karlı ekranın karşısında hipnotize olup uyuyakaldığımız zamanlarda…
Sokakların mis gibi hanımeli ve taze pişmiş ekmek koktuğu, annelerin “hava kararmadan evde ol” talimatının anayasa hükmünde sayıldığı, dizimizdeki yaranın dünyanın en büyük acısı olduğu, salçalı ekmeğin gurme restoran menülerine taş çıkardığı o masumiyet ikliminde…
Gazino Işıkları ve Radyo Tiyatroları
Zeki Müren’in o billur sesiyle “Mesut Bahtiyar’dan şarkılar dinlediniz” dediği, Neşet Ertaş’ın bağlamasının tellerinde bozkırı inlettiği, Barış Manço’nun yüzükleriyle bize dünyayı gezdirdiği yıllar…
Hababam Sınıfı’nın o meşhur müziği kulaklarımızda çınlarken, Hulusi Kentmen’in otoriter ama pamuk kalpli babalığına sığındığımız, Adile Naşit’in kahkahasıyla tüm ülkenin mutfağında neşe bulduğu o dev sinema perdelerinin önündeydik. Ayhan Işık’ın bıyığındaki karizmada, Türkan Şoray’ın bir bakışında eriyip biterken; Sadri Alışık’ın “Selamın aleyküm beyler, bu da mı gol değil?” deyişindeki o naif hüzne ortak olurduk.
Meydanlarda Sert, Gönüllerde Mert Siyaset
O günler sadece mahallede değil, Ankara’nın gri binaları arasında da bir zarafet saklıydı. Şimdilerde özlediğimiz o “siyasi hoşgörü”, TRT ekranlarındaki liderler açık oturumunda hayat bulurdu.
Ecevit ve Demirel’in, gündüz meydanlarda birbirlerine en sert eleştirileri yöneltip, akşam aynı masada birbirlerine “Sayın” diyerek hitap ettikleri, nezaketi elden bırakmadıkları o vakur duruşlar… Demirel’in fötr şapkasıyla yaptığı nükteler, Ecevit’in mavi gömleğindeki tevazu, ideolojik uçurumlara rağmen insani köprüleri yıkmazdı.
Ya o Erdal İnönü tebessümü? Kendisini en ağır şekilde eleştiren genci sabırla dinleyip, ardından “Müsaade ederseniz şimdi neden öyle olmadığını anlatayım” diyerek mizahla karşılık veren o bilge sakinlik… Siyasetin bir savaş değil, bir “hizmet yarışı” olduğu, rakiplerin birbirinin cenazesinde saf tutup, hastalığında samimiyetle hal hatır sorduğu o beyefendilik yılları…
Tek Kanallı Hayatlar, Çok Renkli Umutlar
Siyah önlüklerin yakasında bembeyaz dantellerin parladığı, beslenme çantalarında haşlanmış yumurta ve elmanın lüks sayıldığı günlerde… Pazar banyolarının soba üzerinde ısıtılan güğümlerle yapıldığı, yün yorganların ağırlığı altında mışıl mışıl uyuduğumuz, bayram sabahlarını başucumuzdaki gıcır gıcır iskarpinlerle beklediğimiz o çocuksu heyecanlar…
Dalas’ın Ceyar’ına diş bileyip, Küçük Ev’in Laura’sıyla ağladığımız,
Muhammed Ali için sabaha karşı uyanıp, o ringde raks ederken ekran başında yumruk sıktığımız,
İbrahim Tatlıses’in ayağında kundurayla piyasayı sarstığı, Ajda Pekkan’ın her haliyle “Süperstar” olduğu,
Mektupların ucunun yakıldığı, ankesörlü telefonların önünde jetonla sıra beklendiği o uzun ama samimi bekleyişler…
Teknolojinin Fakiri, Muhabbetin Zenginiydik
Şimdi cebimizde binlerce şarkı, avucumuzda tüm dünya var ama o günlerin tek bir kaset doldurma keyfi yok. Wi-fi sinyalleri her yeri sarmış durumda fakat karşı komşuyla aramızdaki o görünmez bağlar koptu kopacak.
O zamanlar Sismik-1 gemisi petrol ararken biz de geleceği arıyorduk. Merdaneli çamaşır makinelerinin gürültüsü arasında, kurutulmak üzere soba borusuna asılan çorapların buharında ısınıyordu hayallerimiz. Belki Keban Barajı henüz her yeri aydınlatmamıştı ama gönüller aydınlıktı.
Netice itibariyle dostlar;
Her şeyin “akıllı” olduğu bu çağda, galiba en çok o eski “saf” halimizi özledik. Dokunmatik ekranların soğukluğunda değil, bir fincan yorgunluk kahvesinin kırk yıllık hatırında kalan o kokuyu arıyoruz.

iPad’lerimiz yoktu akıllı telefonlar yoktu belki ama, başımızı yastığa koyduğumuzda huzurumuz tamdı.

Hayatımız bu kadar ne keder, ne gamdı,
Ne gönlümüz ne insanlık hamdı
Sevgimiz dostluğumuz eksiksiz ve tamdı.
Yalansız, sevgi dolu, yolumuz, insan olma yolu olması dileğiyle, hoşçakalın dostça kalın sevgiyle kalın.

Özcan Kartal