Sağırlar Diyarında Bir Güzelleme: “Körler Çarşısı, Aynalar Pazarı”

3 dk okuma 0
Paylas:

Eskiler der ki; “Kör sağıra ‘çok güzelsin’ demiş; ne kör anlamış ne sağır… Dilsiz duymuş, o da kimseye anlatamamış.”
Ne hazin bir tablo değil mi? Bugünlerde kendimi tam da bu paradoksun ortasında, kimsenin kimseyi duymadığı bir gürültü kirliliğinde nefes almaya çalışırken buluyorum. Şöyle bir dönüp son yirmi yılımıza baktığınızda, sizce de koca bir toplum olarak bu “iletişimsizlik pandemisine” yakalanmadık mı?
Sanki aynı ninnilerle uyumamış, aynı türkülerle ağlamamışız gibi… Ayrı galaksilerden bu topraklara fırlatılmış yabancılar gibiyiz. Birbirimizi anlamayı geçtik, kendi doğrumuzun dışındaki her ışığa gözlerimizi sımsıkı kapatmışız. Bu öyle bir körlük ki, adına “empati yoksunluğu” diyoruz; ama aslında bu ruhsal bir entübe olma hali.
Tarihin Aynasından Bakmak
Oysa bu toprakların mayasında Mevlana’nın o meşhur düsturu yok muydu?
“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.”
Biz duygudaşlığımızı nerede düşürdük? Tarihe bakın; koca Osmanlı İmparatorluğu’nu ayakta tutan şey sadece kılıç gücü değil, “istimalet” yani hoşgörü politikasıydı. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’a girdiğinde halkın inancına ve yaşamına gösterdiği o geniş vizyonu, bugün biz kapı komşumuza gösteremiyoruz.
Bakın, Seneca ne güzel söyler: “Konuşmak öğrenme sanatıdır, dinlemek ise bilgelik.” Biz bilgeliği terk edip, sadece kendi sesinin yankısına aşık olan Narkissos’lara dönüştük. Siyasilerin o sert, köşeli ve ötekileştirici dili, toplumun kılcal damarlarına kadar sızdı. Birbirimize düşman gözüyle bakarken, aslında aynı geminin gövdesinde delikler açtığımızın farkında bile değiliz.
Medeniyet Beton Değil, Gönüldür
Modernleşmeyi yüksek binalar, akıllı arabalar veya cebimizdeki son model telefonlar sanıyorsak, büyük bir yanılgı içindeyiz demektir. Gerçek çağdaşlık, bir başkasının acısına “ama” demeden bakabilmektir. Matematiksel bir sabiteye inanır gibi kendi fikirlerimize tapınmaktan vazgeçtiğimiz gün iyileşmeye başlayacağız.
Unutmayalım ki; sevginin ve hoşgörünün olmadığı bir yerde kalkınma, sadece soğuk bir istatistikten ibarettir. Eskilerin dediği gibi, olaylara bir de “başka bir zaviyeden” bakmayı öğrenmeliyiz. Çünkü güneş, sadece bizim penceremizden doğmuyor.
Eğer bu kutuplaşma ve “sağırlar diyarı” hali devam ederse, korkarım ki yarın anlatacak bir hikayemiz bile kalmayacak. Gelin, dilsizin duyduğunu biz dile getirelim; körün görmediğini gönül gözümüzle telafi edelim.
Çünkü sevgi toplumu olmak, bir tercih değil, bu topraklarda var olabilmenin tek şartıdır.

Hoşça kalın sevgiyle kalın epmatiyle kalın sevgilerimle…

Özcan Kartal