Müzeyyen YaşarAraştırmacı-YazarTüm yazıları ›
AYNI DİLEK: BOYUN BOYLANA,SOYUN SOYLANA!
Türk adının bilim çevrelerince kabul edilen ilk kullanımı MS 1. yüzyılda Pomponius Mela ve Plinius adlı Romalı tarihçilerce kaydedilmiştir. Azak’ın doğusunda yaşayan insanlar Turcae/Tyrcae adı ile kayda geçmiştir. "Türk" sözcüğüne yakın ifadeler Çin kaynaklarında M.Ö. 3. yüzyılda geçmektedir. Çin yıllıklarında T’ieh-lê, T’u-cüeh, Ting-ling şeklinde değişik biçimlerle ifade edilmiştir. Eldeki belgelere göre Türk adının resmî olarak kullanımı 6. yüzyıldaki Göktürk Devleti'nde kesinleşir.[ Türk sözü, ilk defa, Göktürk Devleti’ni kuran ve bu devletin temelini oluşturan topluluğun adı olarak Göktürk Yazıtlarında kullanılmıştır. Köl, Tigin, Bilge Kağan4 , Bilge Tonyukuk5 , Ongin6 ve Köl İç Çor7 yazıtlarında Türk adı yer almaktadır.Yazıtlarda bu topluluğun adı, bazen “Türük bodun” bazen de “Türk bodun” şeklinde zikredilmiştir. “Bodun” kelimesi; “boy” (Bod) kelimesinin çoğulu olup “boylar birliği, halk, kavim, millet” gibi anlamlara gelmektedir. Bu duruma göre, “Türk bodunu”, akraba boyların bir başkan etrafında toplanmasıyla meydana gelmiş siyasî bir topluluktur. Daha açık bir ifade ile söylememiz gerekirse, “Türk bodun”, aynı dili konuşan ve aynı kültüre mensup olan toplulukların siyasî adıdır.
Göktürk Devleti’nden sonra (552-744) Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar bir daha “Türk” adı altında devlet kurulmamıştır. Fakat Türk adı hiç unutulmamış, hem Türkçe konuşan ve Türk kültürüne mensup toplulukların siyasî adı hem de bu toplulukların oturdukları ülkelerin adı olarak kullanılmaya devam etmiştir.
Türkler, sekiz yüz yılı aşan bir zaman önce Akdeniz kıyılarına erişmiş olan, büyük uygarlıkların son temsilcilerindendir. Türkler tarih öncesi devirlerden başlamak üzere çok geniş coğrafyalara yayılmak suretiyle varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Bilimsel olarak pek çok şey daha söylenebilir,yazılabilir Türkler hakkında hatta bu yazılara nokta dahi konulamaz esasen; çünkü mevzu bahis Türk tarihi olunca çok geniş ve bir o kadar derin bir tarih bize kapılarını açar;ancak benim bilhassa üzerinde durmak istediğim konu Türklerin tarihi değil Türklerin tarihlerinden yola çıkarak Türklerin geleceği üzerinde durmaktır.
En köklü tarihe sahip milletlerin başında gelen Türkler, tarihin her noktasında daima özgürlüklerine düşkün, geleneklerine bağlı bir çizgi sürdürmüşlerdir. Kurdukları devletlere, o devletleri idare şekillerine, inanışlarına, inanma biçimlerine bakıldığına daima gelenekçi ve manevi ruhu yüksek bir yaşam biçimi belirlemişlerdir.Belki de Türkleri bu kadar kuvvetli yapan da bu manevi bağların sağlamlığıdır. Türkler; törelerinden, töre olarak kabul ettiklerinden öyle kolay vazgeçmezler. Dünyanın pek çok yerine yayılsalar bile Türkler,minik bir fısıltı ile birbirlerini bulabilecek kadar birbirlerini iyi tanırlar ve birbirlerini bilirler. Görünmez ancak kökü çok derinlerde olan ortak bir geçmiş onları daima bir arada ve canlı tutar.
Dünya hele ki günümüzde teknolojinin geldiği noktayla birlikte çok farklı bir yer haline gelmiş,farklı şekillere evrilmiştir.Duygudan uzaklaşan,maddeyi önceleyen bir dünya üzerine uzun soluklu ve gerçekçi pek çok söylemde bulunabiliriz ancak giderek maddileşen bu dünya içerinde Türkler,kimliklerini,kim olduklarını,nerden gelip nereye gittiklerini hiçbir zaman unutmazlar.Türk’ün damarındaki asil kan ona kim olduğunu hiç unutturmaz.
Yüzyıllar öncesinde söylendiği gibi: Bugün dileğimiz hala aynı: ‘Ey Türk! Boyun Boylana,Soyun Soylana!’