Sabahın erken saatlerinde güneş perde aralığından içeri süzülürken, odanın içinde hafif bir sıcaklık dolaşır. Burnunuza mutfaktan gelen taze ekmek kokusu karışır. Tam o anda, içinizde bir şey kıpırdar. Sanki okul çantanızın fermuarını aceleyle kapatmış, sokağa koşacakmışsınız gibi…
İçinizde bir çocuk var.
Ve o hâlâ çok canlı.
Bakkalın önünde durup harçlığınızı avucunuzda sıktığınız günleri hatırlıyor musunuz? Cam kavanozun içindeki rengârenk lolipoplara bakarken gözlerinizin nasıl parladığını… O ince plastik çubuğu tutup şekeri ağzınıza aldığınızda, dünyanın bir anda tatlandığını… Diliniz kıpkırmızı olurdu ama umurunuzda olmazdı. Çünkü mutluluk bazen bir şeker kadar basitti.
Bir de o yumuşacık çokomel…
Paketini açarken çıkan o hafif hışırtı sesi. Parmak uçlarınıza bulaşan çikolata. Isırdığınızda dişlerinizin arasından taşan kremamsı dolgu. O an hiçbir şey yetişkinlerin dünyasındaki kadar karmaşık değildi. Tek mesele, son lokmayı biraz daha yavaş yemekti.
Şimdi büyüdük.
Takvimlerimiz dolu, aklımız meşgul, omuzlarımız biraz yorgun.
Ama bir market rafında çokomeli görünce içimizdeki çocuk başını kaldırıyor. Bir çocuğun elindeki dev bir lolipopu görünce, istemsizce gülümsüyoruz. Çünkü o tatlar sadece şeker değil; özgürlük, oyun, kaygısızlık demek.
Yağmur yağdığında hâlâ camdan dışarı bakıp ıslanmak istemiyor musunuz? Denize girerken ilk dalgada çığlık atmak? Kar yağdığında avucunuzda eriyen kar tanesini izlemek?
Çocuk kalmak; saf kalmak değildir.
Çocuk kalmak; meraklı kalmaktır.
Yeni bir şeyi ilk kez tadıyormuş gibi heyecanlanmak…
Bir kokuyu içinize çekerken gözlerinizi kapatmak…
Sevdiğinizi söylerken sesinizin titremesine izin vermek…
İçinizdeki çocuğu susturmayın.
Onu “ayıp”larla, “yakışmaz”larla köşeye sıkıştırmayın.
Bırakın bazen elinize bir lolipop alın.
Bırakın parmaklarınıza çikolata bulaşsın.
Bırakın kahkahanız biraz fazla yüksek çıksın.
Çünkü dünya yeterince ciddi.
Renkleri, tatları ve cesareti içimizdeki çocuk taşıyor.
Hayatın ciddiyeti içinde kaybolduğunuzu hissettiğinizde bir an durun. Gözlerinizi kapatın. İlk neyin kokusu geliyor burnunuza? Hangi ses çalınıyor kulağınıza? Hangi an elinizi tutuyor?
Orada…
Hâlâ oyun oynamak isteyen biri var.
Büyüyelim, evet.
Olgunlaşalım, öğrenelim, güçlenelim.
Ama içimizdeki çocuğun elini hiç bırakmayalım.
Olur Mu?
ÖZNUR TURAN ÖZEN
