Bazen insan en çok kendi hayatına yetişemez. Ayakları bugünde, zihni yarında, ama ruhu… ruhu geride kalmıştır.
Modern zamanların en büyük yanılgısı hızdır. Sürekli bir yerlere yetişiyoruz: toplantılara, maillere, hedeflere, beklentilere. Takvimler dolu, ajandalar taşkın, bildirimler susmak bilmiyor. Fakat bütün bu devinim içinde sormayı unuttuğumuz bir soru var: Ben neredeyim?
Bir süredir çoğumuzda tanıdık bir his dolaşıyor: Sanki bir şey eksik. İşler yolunda olabilir. Kariyer basamakları tırmanılıyor, sosyal medya gülümsüyor, dışarıdan bakıldığında hayat “rayında”. Ama içimizde tarif edemediğimiz bir kopukluk var. Çünkü bedenimiz ilerlerken ruhumuz bir yerde takılı kaldı. Belki yarım kalmış bir vedada, belki söylenmemiş bir cümlede, belki de sürekli ertelediğimiz “kendimizle kalma” anında.
Ruh geride kaldığında, insan otomatik pilota bağlanır. Yapılması gerekenleri yapar ama hissetmez. Güler ama içten değildir. Dinler ama gerçekten duymaz. Hayat bir görev listesine dönüşür. Ve biz, kendi yaşamımızın çalışanı oluruz.
Oysa ruhun hızı farklıdır. Ruh, sindirerek ilerler. Bir kaybı hemen kabullenmez. Bir hayal kırıklığını bir gecede onarmaz. Sürekli meşgul edilmek istemez. Durmak ister. Anlamak ister. Yas tutmak ister. Sevinci uzatmak ister. Biz ise ona bu zamanı tanımayız.
“Güçlü olmalıyım” deriz. “Devam etmeliyim.”
Devam ederiz. Ama içimizde bir şey bizi geriden çağırır.
Belki de yapmamız gereken ilk şey, bu çağrıya kulak vermektir. Bir akşam telefonu sessize almak. Bir yürüyüşte gerçekten yürümek. Bir dostla yüzeyde kalmadan konuşmak. Kendimize “Neyi atlatmış gibi yaptım?” diye sormak.
Çünkü ruh geride kaldığında, hayat ilerlese de tat azalır. Başarı gelir ama doyum gelmez. Kalabalık artar ama yalnızlık büyür.
Ve belki de asıl mesele şudur: Ruhumuzu beklemeden çıktığımız yol, gerçekten bizim yolumuz mudur?
Bazen yavaşlamak kayıp değil, telafidir.
Bazen durmak zayıflık değil, hizalanmadır.
Bazen geri dönmek gerilemek değil, bütünlenmektir.
Ruhumuzun bize yetişmesi için biraz susmaya, biraz sadeleşmeye, biraz da cesarete ihtiyacımız var. Çünkü insan en çok kendisinden uzaklaştığında yorulur.
Belki bugün hiçbir şeyi çözmeyelim.
Sadece şunu fark edelim: Eğer içimizde bir eksiklik hissi varsa, bu bir zayıflık değil, bir işarettir.
Ve belki de yapmamız gereken tek şey şudur:
Koşmayı bırakıp, geride kalan ruhumuzu beklemek. Ruhunuzu yanınıza almayı unutmayın.
ÖZNUR TURAN ÖZEN
