Sevginin Neresindeyiz?

ÖZNUR TURAN ÖZEN ÖZNUR TURAN ÖZEN Yönetim Kurulu Başkanı
3 dk okuma 0
Paylas:

Geçen yazımda sormuştum: Biz kadınlar hayatın neresindeyiz?

Bugün soruyu biraz daha daraltıyorum: Biz kadınlar sevginin neresindeyiz?

Çünkü kadın denince akla en çok hangi kelime geliyor diye sorsak, çoğu insan tereddütsüz “sevgi” der. Anne sevgisi, eş sevgisi, fedakârlık, şefkat… Sanki sevgi, kadınlara doğuştan zimmetlenmiş bir görev gibi.

Oysa sevgi bir görev değildir. Sevgi bir yük hiç değildir.

Yüzyıllardır kadın, sevgiyi üreten, büyüten ve ayakta tutan taraf olarak konumlandırıldı. Evde huzurun teminatı, çocukların duygusal mimarı, eşin sabrının sigortası… Kadın sever, idare eder, affeder, toparlar. Sevgi onun sorumluluğudur. Peki kadın, sevilmenin neresindedir?

Toplumun bize çizdiği rol çoğu zaman tek yönlüdür: Sev ama çok şey bekleme. Ver ama talep etme. Anla ama anlaşılmayı bekleme. Bu denklemde sevgi, eşit bir alışveriş değil; kadının omzuna bırakılmış görünmez bir emek biçimidir.

Oysa sevgi emektir, evet. Ama karşılıklıdır.

Bugün hâlâ birçok kadın, sevgi adına susmayı öğreniyor. “Yuvam dağılmasın” diye kırgınlığını içine atıyor. “Çocuklar etkilenmesin” diye kendini erteliyor. Sevgi, çoğu zaman kadının kendinden vazgeçmesinin romantikleştirilmiş adı oluyor.

Halbuki sevgi, insanı eksiltmez; büyütür. Korkutmaz; güçlendirir. Susturmaz; ses verir.

Kadının sevgisi, yalnızca annelikle sınırlı değildir. O, dostlukta da sevgidir, dayanışmada da, üretimde de, mücadelede de… Bir toplumun vicdanı çoğu zaman kadınların omuzlarında yükselir. Tarihe baktığımızda bunu açıkça görürüz. Örneğin Halide Edib Adıvar yalnızca bir yazar değil, aynı zamanda inandığı değerlere sevgiyle bağlı bir mücadele insanıydı. Onun kaleminde sevgi, pasif bir duygu değil; aktif bir bilinçti.

Bugün de kadınlar, hayatın her alanında sevginin dönüştürücü gücünü taşıyor. İş hayatında, sanatta, akademide… Türkan Saylan’ı hatırlayalım. Onun sevgisi, yalnızca kişisel bir duygu değil; eğitime erişemeyen kız çocukları için kurumsal bir mücadeleydi. Sevgi, bir toplum projesine dönüşmüştü.

Demek ki sevgi, kadının zayıflığı değil; stratejik gücüdür.

Fakat burada kritik bir soru var: Kadın kendini ne kadar seviyor?

Kendini sevmeyi bencillik sanan bir kültürde yetiştirildik. Önce başkaları, hep başkaları… Oysa kendini sevmeyen bir kadının verdiği sevgi, zamanla tükenir. Tükenen kadın ise ya susar ya da içten içe kırılır.

 

Belki de artık sevginin tanımını yeniden yapma zamanı gelmiştir. Sevgi; fedakârlık adı altında kendini silmek değil, varlığını koruyarak bağ kurabilmektir. Sevgi; eşitliktir. Saygıdır. Sınır koyabilmektir.

Biz kadınlar hayatın neresindeyiz diye sormuştum.

Cevap belki de burada saklı:

Biz, sevginin yükünü taşıyan değil; sevginin yönünü belirleyen yerdeyiz.

Ama önce, sevginin içinde kendimize de yer açabildiğimiz ölçüde.

Çünkü kadın, yalnızca seven değil; sevilmeyi de hak eden bir özne.

Ve sevgi, tek taraflı yazılan bir hikâye değildir

 

ÖZNUR TURAN ÖZEN