0:00

İSTANBUL (Medyascope) – İBB davasının 26. gününde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Medyascope muhabirleri Furkan Karabay, Fırat Fıstık, Ali Deniz Çakır ve gazeteci Kemal Can Silivri’den son gelişmeleri aktardı. Yayında davanın hem siyasi niteliği hem de duruşma sürecinde ortaya çıkan çelişkiler değerlendirildi. Peki İBB davası TRT’de yayınlansa ne olurdu? Medyascope ekibi Silivri’de…
Ruşen Çakır, duruşma salonundaki pratiğin büyük ölçüde teknik savunmalar üzerinden ilerlediğini, bunun da davanın kamuoyundaki etkisini sınırladığını söyledi:
“İddianamede gerçekten çok sayıda tutarsız, hatta abuk diyebileceğimiz suçlamalar var. Sanıklar ve avukatları bu suçlamaları tek tek çürütüyorlar. Ama burada şöyle bir sorun var ki bu savunmalar çok teknik. Belgeler gösteriliyor, detaylı anlatımlar yapılıyor, ama bu teknik savunmaların siyasi bir karşılığı sınırlı kalıyor. Yani dava siyasi ama savunma büyük ölçüde teknik ilerliyor.”
Duruşma sürecinin zorluğuna değinen Çakır, “Buraya gelmek bile başlı başına zor. Her gün gelen insanlar var, aileler var, gazeteciler var. Gerçekten çok zor şartlarda bu süreci takip ediyorlar. Üstelik yüzlerce kişinin yargılandığı bir dava bu. Herkesin tek tek savunma yapması gerekiyor. Bu da sürecin çok uzun süreceğini gösteriyor. Bir savunma bitiyor, diğeri başlıyor, günlerce sürüyor” dedi.
Kemal Can “İBB davası TRT’de yayınlansa ne olurdu?” sorusuna “Büyük ihtimalle yayınlanmazdı. Zaten de yayınlanmadı. Yayınlansa tabii ki her şeyden önce bu iddiaların netsizliği ve bu iddialarla yola çıkılan hikâyenin nasıl bir nedene dayandığı çok daha apaçık görünecekti. Bu siyasi olarak herhalde iktidarın intihar etmesi anlamına gelirdi” yanıtını verdi.
Davanın başlangıç kurgusunun siyasi bir operasyon olmanın ötesinde, kamuoyu oluşturma amacı taşıdığını vurgulayan Can, sürecin neden beklendiği gibi ilerlemediğine dair şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu dava en başından itibaren sadece bir yargılama değil, bir imaj operasyonu olarak tasarlandı. Duruşma yerinin seçimi, heyetin oluşturulması, öncesinde ve sonrasında yürütülen medya kampanyaları birlikte düşünüldüğünde iktidarın bu davayı sadece cezalandırma aracı olarak değil, aynı zamanda kamuoyu oluşturma ve muhalefeti itibarsızlaştırma hamlesi olarak kurguladığını görüyoruz.”
Fırat Fıstık, Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunması üzerinden davadaki suçlamaların yapısını detaylandırdı ve iddiaların dayandığı zemini değerlendirdi:
“Mehmet Pehlivan’a yöneltilen suçlama aslında tek bir iddiaya dayanıyor. Bu dosyadaki avukatları organize ettiği iddiası. Ama bu iddianın dayanağına baktığımızda etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerin çelişkili ifadeleriyle karşılaşıyoruz. Mesela bir tanık ‘Pehlivan beni ifade vermemem için yönlendirdi’ diyor ama sonra ortaya çıkıyor ki o kişi zaten daha önce ifade vermiş. Yani iddia kendi içinde çürümüş durumda.”
Mehmet Pehlivan’ın savunmasının kapsamına da dikkat çeken Fıstık, “Mehmet Pehlivan sadece kendisine yöneltilen suçlamaları değil, bütün İBB dosyasını kapsayan bir savunma yapıyor. Zaten kendisi de açıkça, ‘Burada bulunmamın tek nedeni Ekrem İmamoğlu’nun avukatı olmam’ diyor. Bu da davanın nasıl bir çerçevede yürüdüğüne dair önemli bir gösterge” diye konuştu.
Furkan Karabay ise paralel yürüyen davalar ve tanık ifadeleri üzerinden yargı sürecindeki çelişkileri anlattı. Tanıkların ve mağdurların tutumunun davayı zayıflattığını vurgulayan Karabay, “Dosyada yaklaşık 20’ye yakın mağdur var ama bu mağdurların önemli bir kısmı şikayetçi olmadığını söylemeye başladı. Yani ‘biz mağdur değiliz’ diyorlar. Bu çok kritik bir durum. Çünkü bir davada mağdur yoksa suçlamanın zemini de zayıflar” dedi.
Tanık ifadelerindeki sorunları ve itirafçıların beyanlarını ele alan Karabay sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tanıkların bazıları daha önce duruşmaları izleyen kişiler. Bu, tanıklık açısından problemli bir durum. Ayrıca tanığın, sanıklardan biriyle ekonomik ilişki içinde olduğu ortaya çıkıyor. Buna rağmen çok ciddi iddialarda bulunuyor. Ama bu iddiaların çoğu somut bir gözleme dayanmıyor. Dosyanın en önemli itirafçılarından biri ‘Ben bu olaylara bizzat şahit olmadım’ diyor. Yani iddialar gözleme değil, yorumlara dayanıyor. Bu da davanın en kritik zayıflıklarından biri.”
Ali Deniz Çakır ise sürecin henüz erken aşamada olduğunu ve esas tartışmalı bölümün ileride başlayacağını söyledi:
“Şu an gördüğümüz aşama daha çok savunmaların alındığı bir süreç. Tanıkların çapraz sorgulanması, iddiaların doğrudan test edilmesi gibi aşamalara daha gelinmedi. Bu yüzden izleyiciler ‘neden daha çarpıcı gelişmeler olmuyor’ diye sorabilir ama bu sürecin doğası gereği bu aşamalar daha sonra yaşanacak.”


Bir yanıt yazın