5 Kasım 2026 Perşembe Ankara 10°C Parçalı bulutlu
SON DAKİKA
Esma ACER  KARAKAN Esma ACER KARAKANAraştırmacı -YazarTüm yazıları ›
KÖŞE YAZISI

VARLA YOK ARASINDA: SOSYAL MEDYADA NASILIZ?

Yaşadığımız hayat mı, gösterdiğimiz hayat mı?

3 dk okuma
VARLA YOK ARASINDA: SOSYAL MEDYADA NASILIZ?

Yaşadığımız hayat mı, gösterdiğimiz hayat mı?

Sosyal medya hayatın kendisi değil, hayattan seçip gösterdiklerimizdir.

Peki biz sosyal medyada var mıyız, yoksa varla yok arasında bir yerde miyiz?

Her gördüğümüzü yaşıyor muyuz? Her yaşadığımızı paylaşıyor muyuz? Paylaştığımız her şey gerçekten kıymetli mi? Yoksa bazen yaşamak istediğimiz hayatı mı gösteriyoruz?

Günümüzde sosyal medya artık yalnızca fotoğraf paylaştığımız bir alan değil. Bilgiye ulaştığımız, haberleri takip ettiğimiz, eğlendiğimiz, araştırdığımız ve sosyalleştiğimiz büyük bir dünya.

Kimi zaman bir sığınak, kimi zaman eğlence, kimi zaman da kendimizi ifade edebildiğimiz bir mecra.

DataReportal'ın 2026 küresel verilerine göre insanların yüzde 50,2'si sosyal medyayı aile ve arkadaşlarıyla iletişim kurmak, yüzde 39,7'si boş zamanlarını değerlendirmek, yüzde 30,1'i ise haber okumak için kullanıyor.

Facebook, Instagram, TikTok, YouTube, X ve diğer platformlar... Her birinin kendine özgü bir dili ve kullanım amacı var. Kimi eğleniyor, kimi öğreniyor, kimi gündemi takip ediyor, kimi de hayatından kesitler paylaşıyor.

Üstelik sosyal medya yalnızca gençlerin dünyası değil. Çocuklardan yetişkinlere, farklı kuşaklardan insanlara kadar geniş bir kullanıcı kitlesine sahip.

Peki bütün bunların arasında biz ne yapıyoruz?

Sosyal medyada bir hayat mı yaşıyoruz, yoksa hayatımızı mı sergiliyoruz?

Bir fotoğrafın arkasında ne kadar gerçek var? Gösterdiğimiz mutluluk gerçekten yaşadığımız mutluluk mu, yoksa yaşamak istediğimiz hayatın bir yansıması mı?

Bir başkasının birkaç fotoğrafına bakarak hayatının tamamını bildiğimizi sanıyoruz. Oysa herkesin kendine sakladığı bir yanı, anlatmadığı bir hikâyesi var.

Elbette sosyal medyanın güzel tarafları da var. Dünyanın bir ucundaki insanın sesini diğer ucuna taşıyor. Yardım çağrılarını duyuruyor, insanları bir araya getiriyor, bilgiye ulaşmayı kolaylaştırıyor. Ancak yanlış bilgiler, dijital zorbalık ve hayatları kıyaslama alışkanlığı da bu dünyanın gerçekleri arasında.

Peki ben sosyal medyayı nasıl görüyorum?

Benim için sosyal medya öncelikle bir iletişim aracı. Sosyalleşmeyi seviyorum. İnsanlarla iletişim kurmayı, farklı düşünceleri okumayı, araştırmayı ve yeni şeyler keşfetmeyi önemsiyorum.

Bir fotoğraf paylaşmak benim için hayatımı sergilemek değil; bazen bir anıyı, bazen bir düşünceyi, bazen de kendimden bir parçayı paylaşmak demek.

Bence mesele sosyal medyada olmak değil, orada nasıl var olduğumuz.

Kendimiz gibi miyiz, yoksa başkalarının görmek istediği kişiye mi dönüşüyoruz? Bir rol mü oynuyoruz, yoksa kendimizi ifade etmenin başka bir yolunu mu buluyoruz?

Sosyal medyaya bağlı olmakla bağımlı olmak arasında ince bir çizgi var. Bir aracı kullanmakla onun tarafından yönetilmek aynı şey değil.

Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:

Biz mi sosyal medyayı kullanıyoruz, yoksa zamanla sosyal medya mı bizi kullanmaya başladı?

Çünkü hayat, paylaştığımız karelerden çok daha fazlası. Görünmek var olmak değildir. Herkesin gördüğü hayat, gerçekten yaşadığımız hayatın tamamı değildir.

Ve bazen en kıymetli anlar, hiçbir yerde paylaşılmadan yaşananlardır.