Esma ACER KARAKANAraştırmacı -YazarTüm yazıları ›
GAZETENİN KOKUSU, BİR ŞEHRİN HAFIZASI
Bir zamanlar pazar sabahlarının kendine has bir güzelliği vardı. Evin kapısından içeri giren sıcak ekmeğin kokusuna, koltuğunun altında taşınan gazetenin mürekkep kokusu eşlik ederdi. Çay demlenir, kahvaltı sofrası hazırlanır, gazete özenle açılırdı. Kimi önce manşetlere bakar, kimi köşe yazılarını okur, kimi de bulmacanın başına geçerdi. Pazar sabahı, yalnızca dinlenmek değil; dünyadan haberdar olmak, düşünmek ve kendine birkaç dakika ayırmaktı.
Şimdi zaman değişti. Haberler telefon ekranlarına sığdı, manşetler parmaklarımızın ucuna geldi. Birkaç saniyede dünyanın öbür ucunda yaşananları öğrenebiliyoruz. Dijital gazetecilik hayatımızın önemli bir parçası hâline geldi. Elbette teknolojiye ve değişime karşı değiliz. Ancak bir şeyleri hızla tüketirken bazı değerleri de geride bırakmadığımızdan emin miyiz?
Bir haberi okumakla bir gazeteyi eline alıp okumak aynı duyguyu taşımıyor.
Kâğıdın hışırtısı, sayfaları çevirmenin verdiği his, gözün bir başlıktan diğerine kayması… Gazetenin kendine özgü bir dili, kokusu ve hatırası var. Üstelik gazete yalnızca haberlerden ibaret değil. Bir köşe yazısında kendimizden bir parça buluruz. Bir röportajda hiç tanımadığımız bir insanın hikâyesine ortak oluruz. Bir bulmacanın karşısında kalemimizi elimize alır, cevabı bulana kadar düşünürüz.
Ben kitap kokusuna da gazete kokusuna da ayrı bir sevgi duyanlardanım. Bir kitabın sayfalarını çevirmek, yeni bir hikâyenin içine girmek ne kadar güzelse, sabah erkenden alınmış bir gazetenin sayfalarında gezinmek de benim için o kadar kıymetli. Belki de bu yüzden, bugün artık eskisi kadar sık karşılaşmadığımız gazete raflarını gördüğümde içimde tarifsiz bir sevinç uyanıyor.
Bazen bir marketin rafında birkaç gazete görüyorum. Öyle her yerde kolayca bulamıyorsunuz. Gördüğümde durup bakıyorum; sanki uzun zamandır görmediğim bir dosta rastlamışım gibi mutlu oluyorum. Bir zamanlar hayatımızın sıradan bir parçası olan gazeteyi bugün raflarda görmek bile insanı sevindiriyorsa, üzerinde düşünmemiz gereken bir şey var demektir.
Peki, gazetenin ömrü okunduktan sonra mı biter?
Hayır. Gazete, yalnızca bugünü anlatmaz; yarının geçmişini de kayda geçirir. Eski bir gazetenin sayfaları arasında geçmişe ait bir haber, unutulmuş bir tarih, bir şehrin değişimi ya da insanı yıllar öncesine götüren bir hatıra saklıdır.
Özellikle yerel gazetelerin değeri burada daha da belirginleşir.
Bir şehrin caddelerini, esnafını, kültürünü, sanatını, sorunlarını, başarılarını ve insan hikâyelerini kim anlatacak? Mahallesinde emek veren bir esnafın sesini, şehrine katkı sunan bir insanın çabasını, gözden kaçan bir güzelliği kim görünür kılacak?
Yerel gazeteler, yaşadığımız şehrin hafızasını tutan önemli tanıklardır. Büyük gündemlerin arasında küçük görünen ama o şehir için büyük anlam taşıyan hikâyelere yer açarlar.
Ankara gibi geçmişi, kültürü ve insan hikâyeleriyle yaşayan bir şehirde yerel gazetecilik yalnızca haber vermek değildir. Ankara'yı Ankara yapan insanları, sokakları, değerleri ve değişimi kayıt altına almaktır. Bugün birkaç satırla anlatılan bir olay, yıllar sonra şehrin geçmişini araştıran birinin başvuracağı kaynak olabilir.
Ankara Şehir Gazetesi de bu şehrin sesini duyurmanın, yerel gündemi okurla buluşturmanın ve Ankara'nın hafızasına not düşmenin bir parçasıdır.
Ancak gazetelerin yaşaması için yalnızca gazetecilerin emek vermesi yetmez. Okurun da bu emeğe sahip çıkması gerekir. Çünkü okunmayan, alınmayan ve desteklenmeyen bir gazetenin raflarda kalıcı olması kolay değildir.
Bir zamanlar eve gazete geldiğinde çocukların sesi duyulurdu. Abonelikle gelen gazeteyi gören çocuk, heyecanla bağırırdı: “Gazete geldi!”
Belki bugün o sesleri aynı sıklıkta duymuyoruz. Belki çocuklarımız haberleri artık telefonlardan takip ediyor, gazetelerin sayfalarını karıştırmak yerine ekranlarda geziniyor. Zamanı geriye döndüremeyiz elbette. Fakat güzel alışkanlıklarımızı tamamen kaybetmek zorunda da değiliz.
Basılı gazeteleri yeniden hayatımıza katabiliriz. Gazete bayilerinden, market raflarından gazetelerimizi alabilir; yerel yayınlarımızı takip edebilir, ilgimizi çeken köşe yazılarını okuyabiliriz. İmkânı olanlar abone olarak gazetelerin evlerine ulaşmasını sağlayabilir. Böylece yalnızca bir gazete satın almış olmayız; haberciliğe, emeğe, yazıya ve şehrimizin hafızasına da sahip çıkarız.
Dijital yayıncılık elbette hayatımızda olmaya devam edecek. Habere hızlı ulaşmak, gelişmeleri anında öğrenmek büyük bir kolaylık. Ancak kolay ulaşabiliyor olmamız, her şeyi aynı hızla tüketmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Bazen durmak, bir sayfayı sonuna kadar okumak, bir yazının üzerinde düşünmek de gerekiyor.
Gazeteyi yalnızca geçmişin bir alışkanlığı olarak görmeyelim. Onu bugünün okuma kültüründe yeniden yaşatalım. Çünkü gazeteler tedavülden kalkması gereken eski alışkanlıklar değil; yaşatılması gereken bir kültürün parçasıdır.
Belki bir gün çocuklarımız ellerine eski bir gazete alıp “Bu haber ne zamandı?” diye soracak. Belki yıllar sonra bir köşe yazısı, bir şehrin unutulmuş hikâyesini yeniden gün yüzüne çıkaracak. Belki de bugün sıradan gördüğümüz bir gazete, geçmişimize açılan en kıymetli kapılardan biri olacak.
Öyleyse bu pazar kendimize küçük bir iyilik yapalım. Kahvaltı soframıza çayımızı, ekmeğimizi ve gazetemizi koyalım. Gazete bayisine uğrayalım, bir gazete alalım. Sayfalarını çevirelim, haberleri okuyalım, köşe yazılarında kendimizden bir şeyler bulalım. Çocuklarımızla bir bulmacanın başına oturalım. Yaşadığımız şehirde neler olup bittiğini öğrenelim.
Ben sizleri bu pazar bir gazete almaya davet ediyorum.
Bir kitap kokusuna, bir de gazete kokusuna gönül vermiş biri olarak biliyorum ki bazı şeyler yalnızca okunmaz; hissedilir, hatırlanır ve insanda iz bırakır.
Sıcak ekmeğin kokusu nasıl çocukluğumuzdan bir hatırayı uyandırıyorsa, gazetenin kokusu da bize okumayı, merak etmeyi ve yaşadığımız dünyaya kulak vermeyi hatırlatsın.
Gazetelerimizi yalnızca raflarda görüp sevinmekle kalmayalım; onları alalım, okuyalım, yaşatalım.
Çünkü bir gazete bazen bir haberden fazlasıdır. Bir şehrin hafızası, bir ailenin pazar sabahı, bir çocuğun ilk bulmacası, bir yazarın satırlara bıraktığı izdir.
Ankara'yı okumak, Ankara'yı anlamakla başlar. Bu pazar Ankara Şehir Gazetesi'ne bir sayfa da siz ayırın.